Polis şiddetine karşı eylem sürdü: Mücadelemizin geri dönüşü yok

  • 08:59 6 Ağustos 2020
  • Güncel
İZMİR - İstanbul Sözleşmesi’nin hedefe alınmasına karşı gerçekleştirilmek istenen yürüyüşe polis saldırdı, çok sayıda kadın gözaltına alındı. Polis saldırısına karşı direnerek oturma eylemi ve basın açıklaması yapan kadınlar, “Mücadelemizin geri dönüşü yok” dedi.
 
İzmir’de kadınlar, İzmir Kadın Platformu’nun öncülüğünde İstanbul Sözleşmesi’nin hedef gösterilmesi ve iptali tartışmalarına karşı “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz, İstanbul Sözleşmesi uygulansın” sloganıyla yürüyüş gerçekleştirmek amacıyla bir araya geldi. Birçok ilde gerçekleşen ancak İzmir Valiliğinin yasakladığı yürüyüş öncesi Alsancak’taki Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) önünde buluşan kadınlara polis saldırdı. Polis saldırısında 16 kadın gözaltına alındı. Gözaltına alınan kadınlar için oturma eylemi düzenleyen kadınlar eylemin ardından basın açıklamasını gerçekleştirdi. Basın açıklamasını kadınlar adına Hülya Ulaşoğlu ve Şengül Çavuş okudu. 
 
‘Sözleşmeyi kaldırmak isteyenler kadın katliamlarından sorumludur’
 
Sadece temmuz ayında 11’i evli olduğu erkek tarafından olmak üzere 36 kadının katledildiğini dile getiren Hülya Ulaşoğlu, katledilen kadınların faillerine ilişkin yargılamaları örnek göstererek, adil yargılanma sağlanmadığını, kadınların en önemli yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne göz dikildiğini belirtti. Sözleşme uygulanmış olsaydı katledilen kadınların hayatta olabileceğini söyleyen Hülya, “Kaybettiklerimiz için daha adil bir yargılama yapılabilirdi! Haklarımız için İstanbul Sözleşmesi uygulansın diyoruz. Çünkü, kadına yönelik şiddet her gün arttığı halde İstanbul Sözleşmesi’nin etkin şekilde uygulanmasını değil, kaldırılmasını gündeme getirenler bu cinayetlerin, karşı karşıya kaldığımız katledilme riskinin sorumlularıdırlar. Sözleşmenin imzalandığı gün şiddeti önleme, şiddete maruz kalanları koruma, failleri gerektiği şekilde cezalandırma sözünü yerine getirmekten vazgeçeceğini ilan edenler, bu cinayetlerin suç ortağıdır, her gün uğradığımız şiddetin failidir” dedi.
 
‘Sözleşme devlete yükümlülükler getiriyor’
 
Ardından söz alan Şengül Çavuş ise “hakları tarikat ve cemaat çevreleriyle pazarlık konusu haline getirenlerin kadın katliamlarının, nefret katliamlarının, çocuk istismarlarının, göçmen, mülteci kadınlara dönük saldırıların suç ortağı olduğunu” vurguladı. Şengül, “İstanbul Sözleşmesi, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, bir insanın cinsiyeti üzerinden şiddete maruz bırakılmasının önlenmesi, şiddete uğrayanların korunması ve şiddet faillerinin gerektiği şekilde cezalandırılması için somut hukuki ve toplumsal adımları tanımlayan, devlete açık ve net yükümlülükler getiren uluslararası bir metindir” şeklinde konuştu.
 
‘Diğer sözleşmeler de tartışmalı hale gelebilir’
 
İnsan hakları belgelerinin evrensel uzlaşma metinleri olduğunu hatırlatan Şengül, sözleşmenin gündelik siyasete, konjonktüre göre kabul edilen ya da terkedilen kelime yığınları değil, insanların haklarıyla ilgili olduğunun altını çizdi. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınların ve çocukların hayatlarını korumak için verilen bir söz olduğunu belirten Şengül, “Bu ‘sözden dönmek’, her yıl yüzlerce kadının öldürüldüğü, şikayet edilen 28 bin 360 çocuk istismarı vakasının olduğu bir ülkede kadınları ve çocukları ateşe atmaktır. Sözleşmeden çekilmek, sözleşmenin referans aldığı ve Türkiye’nin de taraf olduğu tüm diğer temel insan hakları sözleşmelerini de tartışmalı hale getirmek, kadınların mücadeleyle kazandığı tüm hakları tartışmaya açmak demektir” diye belirtti.
 
‘Sözleşmeye karşı asılsız iddialar’
 
Sözleşmeye paralel iç hukuk düzenlemesi olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Kanunu’na karşı yapılan karalama kampanyalarına işaret eden Şengül, “Bu iddialar Sözleşme’nin ve 6284 sayılı yasanın ‘aile yapısını bozduğu, nafaka yükümlülüğü getirdiği, ailenin dağılmasını ve boşanmaları artırdığı, özelde Sözleşme’nin eşcinselliği teşvik ettiği’ gibi kamuoyunu yanıltmak amacıyla ortaya atılan asılsız, mantık dışı söylemlerdir” diye belirtti.
 
‘Mücadelemizin geri dönüşü yok’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin iptalini bir partinin yönetim kurulunda karar altına almak isteyenlere karşı bir araya gelindiğini ve kararın tartışılacağı toplantının ertelenmesini mücadelenin sonucu sağladığını söyleyen Şengül, “Mücadelemizin geri dönüşü yok. Sadece sözleşmenin iptali gündeminin ortadan kalkmasını değil, sözleşmenin devleti, yapmakla yükümlü kıldığı tüm koruma, önleme, tazminat, çevirmen desteği, eşitlik politikaları geliştirme ve uygulama sorumluluklarının da hemen yerine getirilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.
 
Şengül taleplerini şu şekilde sıraladı:
 
“* İstanbul Sözleşmesi ile ilgili tartışmalara derhal son verilsin, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın uygulanmasındaki eksiklikler giderilsin, kadına yönelik şiddete karşı acil önlem planı yapılsın!
 
* Kadınların 7/24 ulaşabileceği, farklı dillerde, ücretsiz, sadece kadın yönelik şiddet alanında çalışan ayrı bir Alo Şiddet Hattı kurulsun.
 
* Kadına ve çocuğa yönelik şiddetle ilgili bağımsız bir veri toplama yöntemi geliştirilsin ve kamuoyuna düzenli olarak bu veriler açıklansın.
 
* Devletin tüm kademelerinde eşitliği sağlayacak, ayrımcılığa son verecek düzenlemeler yapılsın. Eşit yurttaşlığın tüm gereklerini sağlamak için acilen somut adımlar atılsın.
 
* Cinsel şiddetle mücadele koordinasyon ve kriz merkezleri kurulsun.
 
* Dijital şiddet ve ısrarlı takip yasalarda tanımlansın ve cezası belirlensin.
 
* Toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitimin her kademesinde zorunlu ders olarak müfredata eklensin.
 
* İstanbul Sözleşmesi’nin de hükme bağladığı üzere, ülkemizde mülteci ve sığınmacı olarak yaşayan bütün kadın ve çocukların şiddete karşı korunmasında eşit haklara sahip olması için açık ve net düzenlemeler yapılsın.
 
* Her mahallede kolay ulaşılabilir, ücretsiz, nitelikli ve  24 saat hizmet verebilecek kreşler açılsın.
 
* Kadınların rahatça 7/24 ulaşabileceği kadın danışma merkezleri ve yeterli sayıda sığınak açılsın.
 
* Nafaka tartışmalarına, boşanma süreçlerinde arabuluculuk uygulamalarına, boşanma süreçlerinin zorlaştırılmasına kısacası kadınların kazanılmış haklarına yönelik tüm tartışmalara bir son verilsin. Boşanma süreçlerinde kadınlara istihdam, barınma, sağlık ve eğitim olanakları sağlansın. Kadınları şiddete karşı güçlendirecek politikalar hayata geçirilsin.”
 
İzmir’de şiddete karşı sokağa çıkan kadınların hedef alınarak polis saldırısı gerçekleştirilmesine dikkat çeken Şengül, mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti.
 
‘Eninde sonunda biz kazanacağız’
 
Açıklamanın ardından İzmir Barosu Kadın Hakları Komisyonu temsilcisi Perihan Kayadelen gözaltılara ilişkin açıklamada bulundu. Perihan, “Bu haksız ve hukuksuz müdahalenin tutanaklara geçmesi için elimizden geleni yapacağız. Bu karşılaştığımız ilk hukuksuz müdahale değil. Bu 20 yıldır Türkiye'de hukuk tanımaz, anayasa bilmez, kanun tanımaz tavrın sonucunda karşılaştığımız bir durum. Çünkü bu ülkede hukuk kadınlara, çocuklara, LGBTİ+ bireylere, doğaya, hayvana işlemiyor. Bu ülkede hukuk Soma'da 300 madenciyi katleden patronlara, Kaz Dağları'nı katledenlere Kanadalı şirketlere işlemiyor, haksız tahrik indirimi için kadınların bedenleri üzerinden siyaset yapan katillere işliyor. Ama biz buradayız. Hiçbir zaman bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Eninde sonunda biz kazanacağız" diye konuştu.
 
Açıklamanın ardından eylem sloganlarla sonlandırıldı.
 
Gözaltına alınanlar serbest bırakıldı
 
Öte yandan eylem sonrası Bornova Sokak'ta gözaltı yapmaya devam etti. Burada Rengin Oğuz ve İsmail Temel gözaltına alındı. Gözaltına alındığı sırada epilepsi krizi geçiren İsmail’in sağlık durumunun iyi olmaması nedeniyle daha sonra ifadeye çağırılacağı öğrenildi.
 
Eylemde gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılanların isimleri şöyle: Nihal Yılmazarslan, Nilgün Yılmazarslan, Tuğba Aratıcı, Alican Kelek, Melodi Zengin, Pınar Usta,Gözde Ece Yüksek, Evrim Çakır, Ebru Akeloğlu, Didar Gül, Zehra Hekimoğlu, Eylem Tunalı, Gizem Coşkun, Deniz Cesurer, Melda Barutçu, Cansu Ekmen ve Rengin Oğuz.