‘Cezaevindeki açlık grevleri topyekün direniş mesajıdır’

  • 09:01 4 Aralık 2020
  • Güncel
DİYARBAKIR - PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde süreklileşen tecrit için cezaevlerinde 27 Kasım’da süresiz-dönüşümlü açlık grevi başladı. 2018 yılında açlık grevleri eylemine katılan kadınlar, “Açlık grevlerini zindanların hamlesi ile güçlenecek yeni bir topyekün direniş mesajı olarak okumak gerekir” diyerek eylemin sahiplenilmesi gerektiği çağrısında bulundu.
 
Yaşanan baskılara ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik süreklileştirilen tecridin kaldırılması için Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde 8 Kasım 2018 yılında açlık grevi başlatılmış, cezaevlerinde yüzlerce tutsak greve katılmıştı. 22 Mayıs’ta avukatların İmralı Adası’na gitmesi ve Abdullah Öcalan ile görüşme sağlaması sonrası Abdullah Öcalan’ın mesajı yapılan açıklama ile kamuoyuyla paylaşıldı. Abdullah Öcalan’ın mesajının ardından 200 güne ulaşan açlık grevleri sonlanmıştı.
 
Grevin sonlanmasından kısa bir süre sonra ise hükümet görüşmelerin sağlanması noktasından tekrar geri adım attı. Avukat ve aile görüşüne kısıtlama getiren hükümet, çağrıları dikkate almadı. 25 Kasım tarihinde avukatları aracılığıyla açıklama yapan tutsaklar,  Abdullah Öcalan üzerinde süreklileştirilen tecrit ve tutsaklara yönelik hak ihlallerine karşı süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemine başlayacaklarını duyurdu.
 
27 Kasım’da ilk grubun başlattığı grev, 2 Aralık’ta sonlanırken ikinci grup ise aynı gün greve başladı. İkinci grubun grevi 3’üncü gününde devam ediyor.
 
2018 yılında 200 gün süren açlık grevlerine katılan, açlık grevindeyken cezaevinden tahliye edilen, dışarıda grevi sürdürmeye devam eden kadınlar açlık grevinin amacını anlatarak, greve sahip çıkılması yönünde çağrıda bulundu.
 
‘Tecrit tüm topluma dayatılıyor’
 
Devletin kirli politikalarının sonucu olarak tutsakların açlık grevine başladığını söyleyen Sevican Yaşar, “Tecridin devam etmesi Kürt halkının iradesini tanımamaktır” dedi. İktidarın hukuka ve anayasaya aykırı hareket ettiğini dile getiren Sevican, “Israrla hukuk askıya alınıyor. Anayasa hiçe sayılıyor ve İmralı üzerinden tecrit tüm topluma dayatılıyor. Bu kez iktidar ve devlet  her defasında aynı adımları atıp farklı sonuçlar beklemekten vazgeçmelidir. Bu tutum sürdükçe buna karşı itirazlar bu gibi yöntemlerle kendini göstermeye devam edecektir. Tıpkı bizim 2019 da yaptığımız gibi ya da bizden öncesinde başlatılan açlık grevleri gibi” sözlerine yer verdi.
 
‘Ölümler olmadan herkes sesini yükseltmeli’
 
Hükümetin cezaevi koşullarını iyileştirmesi ve tecridi kaldırması gerektiğini ifade eden Sevican, “Açlık grevine giren tutsaklar talepleri karşılanmazsa daha radikal kararlar alabilirler ve tutsakların yaşamına mal olabilir. Talepler bellidir ve uygulanması zor değil. Türkiye kendi hukukuna ve uluslararası insan hakları sözleşmelerini uygulasın. Çok imkânsız talepler değil tam tersine uygulanması gereken haklardır. Herkes  üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmeli. CPT, ‘işkenceyi izleme’ değil önleme komisyonu olduğunu hatırlamalıdır. Ülkenin tüm demokrat, devrimci ve ilerici güçleri bu konuda sesini ölümler olmadan yükseltmelidir” diye ifade etti.
 
‘Açlık grevleri halkın ideallerini yerine getirmek için başlatıldı’
 
Kürt halkının açlık grevi ve ölüm oruçlarıyla ilk kez tanışmadığının altını çizen Derya Aslan, tutsakların açlık grevi eylemlerine başvurmasının sebebi olarak da hükümetin politikalarını gösterdi. Derya, “Açlık grevleri bedenini halkın idealleri ve değerlerine dönük her türlü saldırıya karşı bir savunma mekanizmasına dönüştürmek ve bu uğurda ölümü göze almak gibi görkemli bir yaşam duruşudur. Çözüm sürecinden önce de binlerce Kürt tutsak açlık grevi eylemleri ile tarihi bir sürecin başlamasına katkıda bulunmuştu. Ancak gelinen aşamada zindanlarda 10 bin tutsağın mesajını okuyamayan iktidar sistemi, İmralı adasında Kürt halkının tek muhatabı olan Sayın Öcalan’a dönük baskı ve tecrit politikalarını sürdürmeye halk ve yapısıyla olan bağını bir bütün koparmaya devam etti. Tecrit politikalarının zirveleştiği 2018 Ekim ayında Leyla Güvenin başlattığı ve yüzlerce tutsağın etrafında çember öre öre büyüttüğü açlık grevleri eylemleri son kertede ölüm orucu direnişiyle taçlandı” diye kaydetti.
 
‘Herkesi zindanlara ses vermeye çağırıyoruz’
 
Bölgede direnişin ve mücadelenin halka halka büyüdüğüne işaret eden Derya, ancak tecridin mutlak anlamda kırılması gerektiğini belirtti. 2019 yılında iktidarın attığı adımlar neticesinde grevi sonlandırdıklarını fakat bugün gelinen aşamada iktidarın yaşananlardan ders çıkarmadığını gördüklerini aktardı. Buna karşı atılacak en büyük adımın “direnmek” olduğunu söyleyen Derya, “Bu aşamada zindanlar askıya aldıkları eylem sürecini bıraktıkları yerden devam ettirme kararı  ile sorumluluk alarak tekrardan başlattılar. Bir sürecin içerisine girdiklerini duyurdular. Bunu zindanların hamlesi ile güçlenecek yeni bir topyekün direniş mesajı olarak okumak gerekir. Bunun adını tek başına zindanlara destek olarak ifadelendirmeden, gerekçesi üzerinden tanım koyarak tecridin mutlak ortadan kaldırılması için topyekûn harekete geçme zamanı olarak ifade etmek en net söylem olacaktır. Bizler tarihi açlık grevinde yer almış bu gün dışarıda mücadelelerini sürdürenler ise tutsak yoldaşlarımızla beraber aynı ruh ve yaklaşımla sürecin bu defa dışarıdaki öncüleri olacağımızı belirtebiliriz. Bizde tüm Kürt halkını tecrit politikasını toptan ortadan kaldıracak bir sahiplenme ile zindanlara ses vermeye direnişe çağırıyoruz” sözlerine yer verdi.
 
‘Cezaevleri direniş merkezleridir’
 
Devletin 2015 yılında katliamlar ile Kürt halkını yok etmeyi amaçladığını dile getiren Zülfiye Kişmir, özyönetim ilanlarının ardından yaşanan süreci hatırlattı. Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin derinleştirmeye yönelik politikaların hayata geçirildiğini kaydeden Zülfiye,  “Bizler cezaevini bir cezalandırma yeri olarak görmekten çok bir direniş merkezi olarak ele alıyoruz. Açlık grevleri de bu direnişin bir parçasıdır. Geçtiğimiz yıllarda gördüğümüz gibi ana akım medya açlık grevlerini yansıtmıyordu. Bu da basının şuan devlet tekelinde olduğunu gösteriyor. Bizler de buradan özgür basın medya aracılığıyla açlık grevi direnişçilerinin sesi olmaya ve seslerini duyurmaya çağırıyorum” dedi.
 
‘Açlık grevleri yeni bir sürecin başlangıcı olacak’
 
2018 yılında Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevini hatırlatan Hacer Karaoğlan ise, açlık grevlerinin bir miras olduğunu ve bu mirası devralan bir yapıda olduklarını söyledi. Hacer, açlık grevlerinin tecridi kırma amacı taşıdığını ekleyerek, “Açlık grevleri yeni bir sürecin başlangıcı olacak. Bunu daha önceki eylemlerde de gördük. Eylemin en kısa sürede sonuça ulaşmasını umuyoruz. Açlık grevlerinde olan arkadaşları eylemlerinden dolayı kutluyorum. Ayrıca dışarıda bulunan bütün sivil toplum örgütlerini açlık grevleri konusunda duyarlı olmaya ve hükümeti bir an önce adım atmaya çağırıyorum” diye konuştu.