‘Musa Orhan gibi failler için süreç çok daha korumacı işliyor’

  • 09:01 23 Ağustos 2020
  • Güncel
Gülistan Azak
 
İSTANBUL - Tecavüz faili Musa Orhan’ın kamuoyunun tepkisi sonucunda tutuklandığına dikkat çeken EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, “Fail Musa Orhan gibi kamu adına görev yapanlar, emniyet görevlileri, ordu mensupları veya yerellerde suç işleyen kamu görevlileri, yerelin saygın (!) insanları olduğunda süreç çok daha korumacı işliyor” dedi. 
 
Batman'da 18 yaşındaki İpek Er’i 20 gün alıkoyarak cinsel saldırıda bulunan ve İpek’i intihara sürükleyerek yaşamını yitirmesine sebep olan uzman çavuş Musa Orhan, cezasızlığın son örneği oldu. İpek’in şikayetine rağmen Musa’nın tutuklanmaması, İpek’in intihara sürüklenmesine neden oldu. Fail, İpek’in yaşamını yitirmesinin ardından, kamuoyu baskısıyla tutuklandı. 
 
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geç gelen tutuklamayı değerlendirmek yerine tecavüz failinin tutuklanmasını sağlayan sosyal medya paylaşımlarını hedef alarak, “Elbette bu olayın bazı çevreler tarafından sürekli gündeme getirilmesinin temel nedeni HDP milletvekilinin ve diğer PKK'lıların yaptıklarının üstünü örtmektir” ifadesini kullandı.  
 
Bir saldırı da HaberTürk yazarından
 
HaberTürk gazetesinde köşe yazarı olan Sevilay Yılman ise paylaşım yapanların dertlerinin “asker karşıtlığı” ve “ülkücü ideolojiye kin kusmak” olduğunu iddia etti.
 
‘Süreç korumacı işliyor’
 
Yaşananları değerlendiren Emek Partisi (EMEP) İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, hükümetin kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz davalarında suçun faillerine karşı bir koruma duvarı oluşturduğunu söyledi. Kadınların bu nedenle failin yargılanması, adaletin sağlanması için her defasında mücadele etmek zorunda kaldığını belirten Sema, “Failler uzun uğraşlarla, çabalarla gözaltına aldırılıyor, mahkemeler serbest bırakıyor, yeniden tepki örgütlendiğinde tutuklanabiliyor. Fail Musa Orhan gibi kamu adına görev yapanlar, emniyet görevlileri, ordu mensupları veya yerellerde suç işleyen kamu görevlileri, yerelin saygın (!) insanları olduğunda süreç çok daha korumacı işliyor”  dedi.
 
‘Kürt illerinde işlenen suçlar çok daha ağır’
 
Kürt illerinde işlenen suçlarda durumun vahametinin çok daha ağır olduğuna dikkat çeken Sema, çatışmacı, gerginlik politikalarının sürdüğü, hak ihlallerinin yoğunlaştığı koşullarda tecavüz dahil kadınlara ve çocuklara yönelik suçların artışına ve suç işleyenlerin çekincesiz şekilde korunmasına tanıklık edildiğinin altını çizdi. 
 
‘Adaletin peşine düşenler suçlandı’
 
Sema şöyle devam etti: “90’lı yıllarda yaşananlar, Sur, Nusaybin, Cizre operasyonları örneğinde olduğu gibi kamuoyuna bu suçlar açıkça yansıdı ve cezasızlığı bırakalım soruşturma bile açılmadı. Aksine suçu işleyenler değil, suçu haber yapanlar, dillendirenler, adalet peşine düşenler suçlandı, yargılandı. Musa Orhan’ın tutuklanması kadın hareketinin ısrarlı mücadelesinin başarısıdır. Bu kararlılığı yargılanma sürecinde de, gerçek adaletin sağlanması için göstermek gerekir.”
 
‘Topyekûn saldırılara karşı topyekûn mücadele’
 
Kadınlara yönelik saldırılara karşı topyekûn mücadele edilmesi gerekliliği üzerinde duran Sema, “Sistemin ve sistemin yargısının bir bütün olarak değişmesi gerekir. Kendi kendine değişmeyeceğini bildiğimiz bu düzende, haklarımız ve hayatlarımız için daha çok yan yana gelmeye, topyekûn saldırılara karşı topyekûn mücadele etmeye ihtiyacımız var” dedi. 
 
‘Bu duvar çözülmüştür’
 
Bakan Süleyman Soylu’nun söylemlerini de değerlendiren Sema, şöyle konuştu: “Bu tür suçlarda iktidar, sorumluluğunun üzerini provakatif demeçlerle örtmeyi hedefliyor. 10 Ekim davasında, Diyarbakır ve Suruç katliamlarında nasıl kamu kurumları ve görevlileri etrafına koruma zırhı örülmüşse son dönemde Gülistan Doku’nun kaybedilmesinin sorumlularında olduğu gibi, Musa Orhan için de koruma duvarı örülmüş ancak kadınların kararlı duruşları, takipleri ve ısrarı ile bu duvar çözülmüştür. Üstelik de Süleyman Soylu Kürt illerindeki kadın örgütlerinin büyük kısmının KHK’lerle kapatıldığı, belediyelerin kadın birimlerinin kayyumlarca işlevsiz hale getirildiği, baroların cendere altına alındığı, hak savunucularının çeşitli örgüt bağlantıları iddialarıyla gözaltına alınıp tutuklandıkları, kadınların bütün haklarının topun ağzına konduğu dönemin iktidarının İçişleri Bakanıdır. Bu toplam tablo kadınları ve çocukları şiddetin ortasında yapayalnız bırakmanın mekanizmasının ince ince işlediğini, bunun da ne kadar politik bir süreç olduğunu gösteriyor bize.”