‘Bağımsız bir yargıdan bahsedemeyiz, kararlar bir günde değişiyor’

  • 09:03 28 Ağustos 2020
  • Güncel
 
Beritan Canözer
 
DİYARBAKIR - Tecavüz faili Musa Orhan ‘ın salıverilmesine ve dava dosyasına ilişkin konuşan Avukat Gulan Çağan Kaleli,  “Çok bilinçli bir şekilde bugüne kadar toplumda ciddi karşılık bulmuş militarist ve milliyetçi duygular beslenerek, maddi gerçeğin üzeri örtülmeye çalışılıyor” dedi.
 
Siirt’te uzman çavuş Musa Orhan tarafından tecavüze uğrayan 18 yaşındaki İpek Er, 16 Temmuz tarihinde intihara sürüklenmişti. Ardından ailesi tarafından hastaneye kaldırılan İpek, tedavi altına alındı. Ailesinin şikayeti üzerine Uzman Çavuş Musa Orhan gözaltına alınmış ancak sonraki gün çıkarıldığı savcılıkta yurtdışı yasağı ile serbest bırakılmıştı. İpek tedavi gördüğü hastanede 33 gün boyunca hayatta kalma mücadelesi verdi ve 18 Ağustos sabahı yaşamını yitirdi. Adli Tıp Kurumu’nda (ATK) yapılan otopsi işlemlerinin ardından ise İpek’in cenazesi 18 Ağustos gecesi abluka altında defnedildi.
 
İpek’in yaşamını yitirmesi sonrası sosyal medyada gösterilen tepkiler üzerine Musa Orhan hakkında önce yakalama sonra ise tutuklama kararı çıkarıldı. 19 Ağustos günü tutuklanan Musa Orhan’ın avukatının hakimliğe yaptığı itirazlar sonucu 25 Ağustos gecesi “Kaçma şüphesi olmadığı” gerekçesi ile salıverildiği öğrenildi. Avukat Gulan Çağan Kaleli, dosyaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
 
‘İpek baskıları açıklıkla ifade etmiş’
 
İpek’in ailesinin yanına dönmesinin hemen akabinde durumu ailesine anlattığını ve gidip suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Gulan, “Suç duyurusunda bulunurken yaşadığı süreci ayrıntıları ile birlikte savcılık makamına bildirmiş. Yaşamış olduğu cinsel saldırıyı, alıkonulmayı ve ardından gelen psikolojik baskıları açıklıkla ifade etmiş. Hatta savcılık ifadesindeki ‘...Şahsın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Gece gündüz ağlamaktayım. İntiharın eşiğine geldim. Ailemin yüzüne bakamıyorum’ şeklindeki ifadesi esasında bir yardım çığlığı. İpek’in savcılık ifadesinden sonra aslında savcılık hiçbir işlem yapmamış değil. Soruşturma dosyasında verilen adreslerin incelenmesi, bilgisine başvurulanların ifadeleri, ATK raporunun alınması, telefon kayıtlarının toplanması gibi işlemler yapılmış” diye belirtti.
 
‘Yargı pratikleri faili cesaretlendirdi’
 
Fail Musa Orhan hakkında yakalama kararının İpek’in intihar etmesinin ardından verildiğini hatırlatan Gulan, sonrasında Musa Orhan’ın ifadesinin alındığını ve tutuklama talebi ile Siirt Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildiğini söyledi. Asıl eril aklın dışa vurduğu ve devlet nüfuzunun kullanılmasının “avantajlarının” burada ortaya çıktığını dile getiren Gulan, şu ifadeleri kullandı: “Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun açık bir şekilde tutuklamaya cevaz verdiği bir suçta Musa Orhan adli kontrol talebiyle serbest bırakılıyor. Bugüne dek kadına yönelik şiddet dosyalarında yargı pratikleri faili cesaretlendiren bir noktada oldu. Kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin arttığı bir ortamda kadın kazanımlarına açık bir şekilde yönlenildiği ancak toplumsal bir refleks olduğunda ise ya gündemin değiştirildiğini ya da yargı eliyle bu kazanımlara yönelik cezasızlık politikasının geliştirildiğini görüyoruz. Ancak burada bir noktanın altını çizmek gerekirse Musa Orhan’ın İpek’e yönelik  ‘Ben devlet adamıyım, sahipsizsin’ sözlerinin pek tabi alelade söylenmediği gerçeği apaçık ortada.”
 
‘Kamu güvenliği ve huzuruna açık bir tehdittir’
 
Sosyal medyada servis edilen fotoğrafların tesadüf olmadığına işaret eden Gulan, “Son zamanlarda Dersim, Batman, Şırnak ve son olarak Van’da Kürt kadınlarına yönelik asker ve polislerin duygusal ilişki geliştirme yöntemi ile akabinde kaybetme, tehdit etme, cinsel saldırı eyleminde bulunma ve sonuç olarak ya şüpheli ölüm ya da yaşamlarına son vermelerini sağlayacak noktaya getirme elbette özel bir yönelimin sürdürüldüğünün açık bir kanıtıdır. Bu kanıt yalnızca avukatların değil, savcıların ve hakimlerin de derdi olmalı ve sistematik bir şekilde yıllardır sürdürülen bu politikaya karşı yargının korumacı değil caydırıcı olma görevi vardır. Bu tür dosyaların çatışma bağlantılı cinsel şiddet olduğunun farkındalığı ile hareket etmeleri gerekir. Bu perspektif ile yürütülen bir kovuşturma süreci bizi adil olana götürecektir. Oysa yargının bu faili koruyan tavrı milliyetçi ve militarist bir aklın cesaretlenmesine ve dillerinden ve kararlarından düşürmedikleri o ‘kamu güvenliği ve huzuruna’ açık bir tehdittir” sözlerini kullandı.
 
‘Suç duyurusunun akıbeti belirsiz’
 
İpek’in intihar etmeden önce bıraktığı mektubun hem Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’na hem de Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulduğunu söyleyen Gulan, ancak Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede yalnızca “nitelikli cinsel saldırı” suçuna yer verildiğini aktardı. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na “intihara yönlendirme” suçundan bir suç duyurusu yaptıklarını kaydeden Gulan, “Henüz bu suç duyurusunun akıbeti belirsiz. Bizler toplum olarak unutmaya çok yatkınız. Böylesi ciddi olaylarda, toplumsal refleks, olayın sıcaklığı ile son derece samimi bir şekilde kuvvetli bir biçimde sergileniyor. Ancak sürdürülebilirlik buradaki en önemli eylem. Dolayısıyla devlet ve pek tabi yargı da bu durumun farkında. Anlık gelişen toplumsal reflekslere karşı bir sonuç olarak tutuklama kararı verilirken, sürdürülebilirlik noktasındaki en ufak bir tökezlemeden faydalanıp bunu fırsata çevirebiliyor. Diğer bir noktada elbette bağımsız bir yargıdan bahsedemediğimiz bir ortamda kararların bir günde değişebildiğini görebiliyoruz” dedi.  
 
‘Haklarımız için mücadele vermek zorunda kalıyoruz’
 
Hızla değişen bu kararların hukuka ve vicdana göre verilen kararlardan öte; çok planlı bir sistemin sonucu olarak karşılarına çıktığını ifade eden Gulan, “Sosyal medya adaleti gibi bir kavrama katılmadığımı söylemeliyim. Adalet; her bireyin hak ettiği bir yaşamı elde edebilmesi için kurulan bir sistemdir. Yani adaletten bahsedebilmek için öncelikle haklardan bahsedebilmek ve bunların uygulandığına şahitlik etmek gerekir. Oysa içinde bulunduğumuz sistem var olan haklarımızı dahi kullanabilmemiz için mücadele vermek zorunda olduğumuz bir sistem. İşte bunlardan biri İstanbul Sözleşmesi ve bağlantılı olan 6284 sayılı yasa. Sözleşme ve yasadan kaynaklı hakların kullanılması için mücadele verilen bir ‘hukuk sistemi’ içerisinde, bir kağıt üzerinde tanınması mıdır adalet? En iyi yasaları yapabilirsiniz ancak pratikte bir karşılığınız yoksa yaşamda da bir karşılığı yok demektir” sözlerine yer verdi.
 
‘Adalet arayışımıza devam edeceğiz’
 
Sosyal medyanın önemli bir mecra olduğunu fakat bir o kadar da tehlikeli olabileceğini söyleyen Gulan şöyle devam etti: “Toplumsallıktan bireyciliğe götüren bir mecra olma tehlikesini taşıyor. Bir hashtag yalnızca bir gün gündem oluyor. Ertesi gün bir başka hashtag. Dolayısıyla bu denli geçici ve tüketim odaklı bir mecrada adaletin sağlanabilme imkanı olduğunu düşünmüyorum. Yargının da ortaya koyduğu tavır aslında tam da bu halimizi bize hatırlatıyor. Kısacası; adalet bireysel değil, toplumsaldır. O nedenle adalet arayışı bilgisayarlarımızdan ve telefonlarımızdan öte bir mücadeleyi gerektiriyor. Aksi halde bilgisayar ve telefonlarımızı elimizden bıraktığımız bir saatte failler için tahliye kararları verilebiliyor. Siirt, Batman ve Amed’de bulunan avukatlar olarak bir araya geldik ve bu süreci kolektif bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz. Özgürlük için Hukukçular Derneği olarak süreci başından beri takip etmeye çalıştık ve yine kolektif bir emek ile adalet arayışımıza devam edeceğiz.”
 
‘Gerçeğin üstü örtülmeye çalışılıyor’
 
Son olarak Gulan şu şekilde konuştu: “Dosya içerisinde İpek’in beyanları, ATK raporu, İpek’in mektubu başlı başına Musa Orhan’ın tutuklanması için önemli deliller. Musa Orhan hakkında verilen tutuklama karar tarihinden, Siirt 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin  ‘kaçma şüphesi yoktur’ gerekçesi ile verilen tahliye kararı arasında geçen zamanda dosyada hiçbir gelişme yokken, İpek yaşamını kaybetmiş ve yalnızca bir ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan değil ek olarak ‘intihara yönlendirme’ suçundan da yargılanması gereken bir kişi iken  ‘peki ne değişti?’ sorusu elbette akıllara geliyor. Ancak üzülerek belirtmeliyim ki bu sorunun cevabını hukuken verebilmek güç. Öte yandan bir şüphelinin lekelenmeme hakkı elbette vardır ancak bir hukukçunun militarizmi savunma, kendini güvenlik güçlerinin kurtarıcısı olarak görmesi kabul edilebilir bir durum değil. Dolayısıyla çok bilinçli bir şekilde bugüne kadar toplumda ciddi karşılık bulmuş militarist ve milliyetçi duygular beslenerek, maddi gerçeğin üzeri örtülmeye çalışılıyor. Bizler de buna fırsat tanımadan, hakikat mücadelesini vermeye devam edeceğiz.”