Ayşe Gökkan: Tecride karşı yapılacak şey direnmek ve mücadele etmektir

  • 09:01 11 Eylül 2020
  • Okumadan Geçme!
Beritan Canözer
 
DİYARBAKIR - TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan, “Bugün Türkiye’de var olan baskılar 1999 uluslararası komplonun devamıdır. Gençler, kadınlar, halk hedefte. İradesizleştirmek istiyorlar. Tecrit ile hem Sayın Öcalan’ın fikirlerinin yayılmasını engellemeye çalışıyorlar hem de toplumu köleleştirmek istiyorlar. Tecride karşı yapılacak tek şey direnmek ve mücadele etmektir” dedi.
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecrit 21 yıldır devam ediyor. Aile ve avukat görüşleri sistematik şekilde gerçekleşmezken, avukatları 8 yıl sonra ilk kez, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven’in başlattığı ve tüm cezaevleri ile birçok ülkeye yayılan açlık grevleri ve ölüm oruçlarının ardından 2 Mayıs 2019’da görüşme sağlayabilmişti. Kürt halkına ve Türkiye halklarına önemli mesajların da verildiği görüşmelerin ardından görüşler yeniden engellendi ve tecrit ağırlaştırılmış şekilde devam ettirildi. En son 27 Şubat günü İmralı Adası’nda çıkan yangın nedeniyle yükselen tepkiler sonucu Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, 4 Mart günü adaya giderek görüşme gerçekleştirebildi. Avukatların en son 7 Ağustos 2019 tarihinde yaptıkları görüşmeden bu yana, yapılan hiçbir görüşme talebine ise yanıt verilmedi.
 
Tecrit koşulları ağırlaşmaya devam ederken, toplum üzerindeki etkileri ise artıyor. Tevgera Jinên Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan, özelde kadınların ve toplum üzerindeki etkilerini değerlendirerek, tecridin Türkiye’nin yüzsüzlüğü olduğunu ifade etti.
 
‘Düşmanlıklarını tecrit ile gösteriyorlar’
 
Tecridin uluslararası alanda da utanç tablosu ve insanlık dışı bir uygulama olduğunu söyleyen Ayşe, tüm dünyada “kara bir leke” olarak kabul edildiğini belirtti. Aslında tecrit sisteminin olmadığını ve geçmiş tarihte klanlar, aşiretler arasında toplumun bütünlüğünü bozan, zarar veren kişilerin kendilerini düzeltmeleri için toplumsal bir tepki olarak ortaya çıktığını ve bunun günümüzde uygulanan tecritle bağının olmadığını belirtti. Ayşe, tecridin iktidarlar tarafından farklı kullanıldığını dile getirerek, “Toplumun huzurunu bozanlara değil, toplumu savaştan ve kaostan kurtarabilecek olanlar tecrit ediliyor. Bir halka olan düşmanlıklarını tecrit aracılığı ile gösteriyorlar. Özellikle kadınlar olarak tecridin anlamını çok iyi biliyoruz. Ataerkil zihniyet kadınları doğadan, yaşamdan kopararak eve kapattı. Bu da bir tecrit biçimi olarak karşımıza çıktı” sözlerine yer verdi.
 
CPT’yi eleştirdi
 
Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin toplumla paylaşılmasından korktuklarını söyleyen Ayşe, Abdullah Öcalan’ın toplum üzerinde etki bırakan yüz düşünürden biri olduğuna işaret etti. Ayşe, “Sayın Öcalan tüm dünya halklarını özgürleştirebilecek biridir. Hegemon güçler bundan korkuyorlar. Tutsak haklarından bile faydalanamıyor 22 yıldır İmralı kapıları kapalı. Geçmişe baktığımızda topluma yön veren, fikirleriyle toplumu etkileyen düşünürlerin iktidarlar tarafından katledildiğini ya da tecrit edildiğini görebiliyoruz. Bugün Türkiye hükümeti de Sayın Öcalan üzerinde aynı sistemi hayata geçirmiş durumda” diyerek CPT’nin konuya ilişkin sessizliğini de eleştirdi.
 
‘Yüzlerce kişi direndi’
 
Ayşe, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin rapor hazırlama sorumluluğuna sahip olan CPT’nin bu konuda sorumluluk almadığını belirterek, “İhlalde bulunan devletin izni olmadan o ülkede yaşanan ihlalleri açıklayamıyorlar. Araştırıyorlar, raporlaştırıyorlar ama yayınlamıyorlar” dedi. 2018 yılında DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevi eylemlerini de hatırlatan Ayşe, 9 kişinin yaşamını yitirdiğini ifade etti. Tecridin sonlanması için başlatılan açlık grevi eylemlerinin 8-9 ay sonra sonuca vardığını dile getiren Ayşe, “Yüzlerce kişi 200 gün boyunca direndi. Sokakta, cezaevinde, Avrupa’da her yerde insanlar sokakta oldu. Bunun sonucunda bir görüşme sağlandı ve Sayın Öcalan verdiği mesajla tek umudun kendisi olduğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterdi” dedi. 
 
‘Kadınlar da bu sisteme karşı çıkıyor’
 
Ulus devlet sistemlerinin artık çöktüğünü ve halklar nezdinde kabul görmediğini kaydeden Ayşe, tüm iktidarların ırkçılık, cinsiyetçilik, tekçilik, milliyetçilik üzerinden koltuklarını korumaya çalıştığını fakat bunun artık işe yaramayacağını söyledi. Ayşe, Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus alternatifinin bu çöküş için bir çözüm olduğunu dile getirerek, şu an var olan sistemlerin toplumun ihtiyaçlarına cevap olamadığına işaret etti. Topluma en iyi cevabın yerinden yönetimler olduğunu savunan Ayşe, sistemin yeniden şekillenmesi gerektiğine dikkat çekti. Bugün kadınlara yönelik artan şiddet, katliam, taciz ve tecavüzün de bundan ayrı ele alınamayacağını ekleyen Ayşe, kadınların da var olan sisteme karşı çıktığını ve sokaklarda direndiğini vurguladı.
 
‘Kadınları susturmak, köleleştirmek istiyorlar’
 
Kürt kadınların üzerinden yürütülen özel savaş politikalarının da tecridin bir parçası olduğunun altını çizen Ayşe, 2014 yılında Şengal’de kadınların katledilmesini, tecavüze uğramasını ve kaçırılarak köle pazarlarında satılmasını hatırlattı. İktidarların, cinsiyetçi erkek aklın kadınları hedef aldığını ve kadınlar üzerinden savaş çığırtkanlığı yaptığını belirten Ayşe, kadınların her dönem daha ağır saldırılara maruz kaldığını ifade etti. Ayşe, “12 Eylül döneminde de, sonrasında da kadınlar kaçırıldı, tecavüze uğradı, günlerce işkence gördü. Bu hala devam ediyor. Hala kadınların bedenleri teşhir ediliyor, kadınlar gözaltı sırasında işkence görüyor. Buna karşı kadınlar müthiş bir direniş sergiledi. Hala direniyoruz, mücadele ediyoruz. Kadınlar örgütleniyor ve erkekler bu örgütlülükten korkuyor. Bunların tümü tecridin bir parçasıdır elbette. Tecrit toplum yaşamını her yönden etkiliyor. Bizim Sayın Öcalan’ın fikirlerini esas aldığımızı biliyorlar. Bu nedenle bizi susturmak, köleleştirmek istiyorlar. Buna asla izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu. 
 
‘Tecride karşı yapılacak şey mücadele etmektir’
 
İstanbul Sözleşmesi'ne de değinen Ayşe, savaşta da barışta da kadınların haklarının korunması için sözleşmenin önemli olduğunu vurguladı. Ayşe son olarak şunları söyledi: “Devletin üniformalı erkeklere karşı dikkatli olun. Özsavunma haktır, özsavunmanızı yapın. Devlet üniformalı erkekleri ile kadınları hedef alıyor, buna izin vermeyeceğiz. Sayın Öcalan üzerinde sürdürülen tecridi parçalamak için mücadelemize devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de var olan baskıların tümü 1999 uluslararası komplonun devamıdır. Gençler, kadınlar, halk hedefte. Her koldan saldırıyorlar. İradesizleştirmek istiyorlar. Tecridi sürdürüyor olmalarının tek sebebi de budur. Tecrit ile hem Sayın Öcalan’ın fikirlerinin yayılmasını engellemeye çalışıyorlar hem de toplumu köleleştirmek istiyorlar. Tecride karşı yapılacak tek şey direnmek ve mücadele etmektir.”