‘Kadının beyanı esastır ‘erkek mağduriyeti’ oluşturmaz’

  • 09:03 12 Ocak 2021
  • Güncel
İSTANBUL- İstanbul Sözleşmesi’ne saldırıların arından, “Kadının beyanı esastır” ilkesine yönelik manipülasyonların olduğuna dikkat çeken kadın hakları aktivistleri, bu ilkenin işletilmediği durumlarda teşhirin özsavunma aracı haline geldiğine dikkat çekti.
 
Eril yargının verdiği kararlar nedeniyle adaleti sosyal medya üzerinden arayan kadınlar maruz kaldıkları cinsel ve sözlü tacizleri teşhir etmeye başladı. “Münferit değil erkek şiddeti” diyen kadınlar, eril yargının kararlarını da teşhir ediyor. İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ne saldırısından sonra failler, “çok güvendikleri yargıya” sırtını dayayarak “Kadının beyanı esastır’ ilkesini de manipüle etmeye başladı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Kadın Meclisi Sözcüsü Beser Çelik ve Kadın Savunma Ağı üyesi Çağla Akdere, “Kadının beyanı esastır” ilkesinin kazanılmış bir hak olduğuna ve taviz vermeyeceklerine işaret etti.
 
‘Erkekler kadın beyanı esastır ilkesini manipüle ediyor’
 
“Kadının beyanı esastır” ilkesinin kamuoyunda manipüle edildiğini belirten Kadın Savunma Ağı üyesi Çağla Akdere, “Kadının beyanı üzerinden bir hükmün verildiği, erkek mağduriyetinin oluştuğu bir ilke değil esasında. Kadının beyanı esastır kavramı, cinsel suçlarda herhangi bir delil aranmaksınız soruşturmaya yeterli bir delil sayılmasını anlatır. Kadınların yaşadığı şiddet deneyimlerinde bunların kanıtsız kalması, tanığın bulunamaması gibi bir takım gerekçeler var. Bu gerekçelerde kadınlar zaten şiddete uğradıklarında anlatmakta zorluk çektikleri için ve bunları bir dizi bariyerin üzerinden atlayarak aştıkları için çoğu zaman delillerin henüz bulunamayışı kadınların bu suç duyurusunda bulunmasını engelleyen bir yerde duruyor” dedi.
                       
‘Kadının beyanı esastır ilkesi kendimizi ifade etmede kolaylaştırıcı’
 
Patriarkal sistemin bir tür “kadınlık tipi” yarattığını ve bunun kadınların şiddete karşı mücadelelerinde engel teşkil ettiğini ifade eden Çağla, cinsel saldırıya uğrayan kadınların hem toplumda hem de yargı sürecinde birçok soruyla karşı karşıya kaldığını ve bu durumun kadının yaşadığı olayı ifade edebilmesini zorlaştırdığını kaydetti. Çağla, bu tür olaylarda kadının bunu ifade edebilmesini kolaylaştıranın ise “Kadının beyanı esastır” ilkesi olduğunu belirterek, “Kaç kadın, ‘kadının beyanı esastır’ diyerek masum bir erkeği haksız yere cezalandırmış? Bu tamamen manipülasyon ve erkekliğini kullanma çabası, kadın ve çocuk bedenlerini sınırsızca yağmalama hakkına sahip olmak” ifadelerini kullandı.
 
‘Niçin mecbur kalınmış bir ilkeyi hedef haline getiriyoruz?’
 
Çağla asıl tartışılması gereken konunun “Kadının beyanı esastır” ilkesine neden ihtiyaç duyulduğu olduğunu vurgulayarak, “Neden kadınlar cinsel şiddete bu kadar maruz kalıyor ve delilsiz kaldığı için hukuki sürece başvurulamıyor? Kadınların görece olarak kendini hukuki yollarla savunabilmesi için böyle bir ilkeye başvuruluyor. Cinsel suç ve şiddet dahil tüm suçların ortadan kalkmasını tartışmamız gerekirken, kadın beyanı esastır ilkesine ihtiyaç duymayacağımız bir toplumun gerekliliklerini yerine getirmek gerekirken, niçin mecbur kılınmış bir ilkeyi hedef haline getiriyoruz?” diye sordu.
 
Cinsel suçlardaki zaman aşımı, kadını savunan hiçbir mekanizmanın olmayışı, bu meseleye dair kadınların hızlıca suç duyurusunda bulunacağı bir mecranın olmayışının kadınları teşhir eylemine yönelttiğini söyleyen Çağla, “İfşa dalgası, kadın beyanı esastır ilkesinin yetmediğini gösteriyor. Kadın beyanı esastır ama bunu garanti altına alabilecek mekanizmalara ihtiyaç var. Kadınlara bu beyanlarda bulunabilmeleri için gerekli koşullara ihtiyacımız var” diye ekledi.
 
‘Hukuk gereğini yapmayınca özsavunma olarak ifşa karşımıza çıkıyor’
 
Çağla, yargıda “Kadının beyanı esastır” ilkesinin işlenmediği koşullarda teşhirin kadınların özsavunma aracı haline geldiğine dikkat çekerek, “Bu şiddetin içinde ‘bilin’ deme çığlığıdır aslında. Bu kişinin benim ve pek çok kadının hayatında failliği var, bu faillik tanınsın, bilinsin, en azından bunu yapmış olayım çabasıdır. Hukuki olarak yapılacak bir şey kalmadığı zaman söylenen bir şey. Hukuk yetmiyor ama ben bu kişinin cezasız kalmasını istemiyorum diyen bir cüretin dalga dalga yayılarak ‘ben de’ diyebilme gücünü bulduğu bir şey. Kadınlar yaşadığı herhangi bir şiddet biçimini ifade ederken bir bariyerle karşılaşıyor. Şiddete uğradığımı söylediğimde yargılanır mıyım? Tereddüdü kadına çoğu zaman geri adım attırıyor. Tüm özsavunma araçları kolektif bir eyleme ihtiyaç duyar” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadının beyanı esastır ilkesine saldırıyı çözüm olarak görüyorlar’
 
“Kadın beyanı esastır” ilkesine saldırmak isteyen erkeklerin bütün aralıkları değerlendirdiğine işaret eden Çağla, “Bir şey olsun da saldıralım diye bir erkek örgütü bekliyor. Bir faille ilgili bir sürü kadın ifşada bulunuyor. Fail bununla baş etmenin yolunu kadın beyanı esastır ilkesine saldırı olarak görüyor. ‘Şiddete maruz kalıyorum, herkes bilsin’ dendiği zaman erkek, kadın beyanı esastır ilkesine saldırmakta çözüm buluyor. Orada meşru bir zemin yaratmaya çalışıyorlar ama gayrı meşru. Bir kavramın içini boşaltıyorsun ve manipüle ediyorsun kendimi haklı çıkaracağım diye. Bir kadın şiddete maruz kaldığında onu ifade etmesinin koşullarını nasıl yaratacağım diye çözüm bulmak gerekiyor” diye konuştu.
 
‘Kadının beyanı esastır mücadele sonucu kazanıldı’
 
Kadının beyanı esastır ilkesinin esas alınmasının kadınların mücadelesi ile açığa çıktığına vurgu yapan HDP İstanbul Kadın Meclisi Sözcüsü Beser, “Feodal, ataerkil toplumlarda kadının hiçbir zaman sözünün esas alınmadığı hatta erkeğin olmadığı bir yerde şahitliğinin bile kabul edilmediği bir süreç içerisinde biz kadın mücadelesini büyüttük. Yaşanan bir sürü olumsuzluklarla birlikte kadınların beyanının esas alınması yasaya da dönüştü” diye söyledi.
 
 ‘Erkek yargılanmaz!’
 
Kurumsal temsiliyeti olan kişiler tarafından birçok kadınının tacize, tecavüze, istismara uğradığını fakat olayların üstünün failin konumundan dolayı kapatıldığını dile getiren Beser, şöyle devam etti: “Üstünün kapatılmasının nedeni erkek-egemen anlayışın kendisine dönük bir namus kavramı varsa bunu kadın üzerinden yürütüyor ve kadın burada cezalandırılıyor. Ama erkek deyimi yerindeyse ‘elinin kiridir’ anlayışıyla istediğini yapar. Ama erkek yargılanmaz. Özellikle bu tür davranış ve anlayışların açığa çıkartılmasıyla birlikte tacizi, tecavüzü yaygınlaştıran bir şey geliştiriyorlar.”
 
‘Kadınlar yan yana mücadele etmeli’
 
 Beser, kadınların yan yana mücadele etmesinin önemine dikkat çekerek, “Bütün kadın arkadaşların hangi kurumda olursa olsun ister HDP çatısı altında olsun isterse farklı bir kadın kurumu çatısı altında olsun mutlaka yan yana gelmeyi esas almalıdır. Çünkü bir kadının yalnız olması özellikle erkek egemen anlayışı içerisinde gerçekten kadınların daha da mağduriyetini açığa çıkartıyor. Bu anlamda da kadın beyanı esas olması bizim kendi örgütlü gücümüze, öz gücümüze, özsavunmamıza dayanan bir anlayıştır” şeklinde konuştu.