Nûarîn ve Deniz Deman: Tutsakların seslerine ses olalım

  • 09:05 13 Ocak 2021
  • Güncel
DİYARBAKIR - Cezaevlerinde bulunan tutukluların başlatmış oldukları açlık grevleri 48’inci gününde devam ederken, sanatçı Nûarîn ve Deniz Deman, tutsaklarının taleplerinin hayati olduğunu belirterek, hükümetin açlık grevlerini görmezden gelmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Sanatçılar, “Tutsakların talepleri biran önce karşılanmalı. Bizlerde dışarıdan tutsakların sesine ses olmalıyız” dedi.
 
Cezaevlerinde tutsaklar, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin son bulması talebi ile 27 Kasım’da süresiz-dönüşümlü açlık grevine başladılar. Açlık grevi gün gün yayılmaya ve büyümeye devam ederken, iktidarın açlık grevleri direnişini görmezden gelmesi ise dikkat çekiyor.
 
Tutsak aileleri başta olmak üzere, yazar, politikacı, halk savunucuları ve sanatçıların da yanı sıra birçok kesimden açlık grevlerine destekler sürerken, tutsakların taleplerinin yerine getirilmesi gerektiği belirtiliyor. Sanatçı Nûarîn ve Deniz Deman’da açlık grevlerine desteklerine belirterek taleplerinin biran önce yerine getirilmesi çağrısında bulundu.
 
‘Tutsakların seslerine ses olalım’
 
Açlık grevlerinin başlama nedenlerine değinen Nûarîn, tarihte direnlerin her zaman kazandığını ve faşizmin her zaman kaybetmeye mahkum olduğunu belirtti. Direnen kesimin olmasının yanında saldırıların da her zaman devam ettiğini kaydeden Nûarîn, “Tutsaklar şuan büyük bir direniş içerinde. Keşke bizler dışarıda daha güçlü direnebilseydik ve zindanlarda olan arkadaşlarımız açlık grevine girmek zorunda kalmasalardı. Elbette dışarıda da büyük bir direniş, ses ve kazanımlar var ancak bunlar demek ki yeterli değil. Şuan zindanlar bütün yükü üstlenmiş durumdalar ve amaçlarına ulaşmak için mücadele ediyorlar. Tutsakların seslerine ses olalım” şeklinde ifadelerde bulundu.
 
“Mücadelemizi sahiplenip, büyütmeliyiz’
 
“Zindanlardan kötü haber almak istemiyoruz” diyen Nûarîn, önceki yılların fiziksel olarak tutsaklar üzerinde büyük tahribatlara yol açtığını ve pandemi ile beraber bu riskin daha da arttığını vurguladı. Açlık grevi sürecinde birçok tutsağın fedai eylem yaptığını ve sonrasında yaşamını yitirdiklerini söyleyen Nûarîn, “Tutsaklardan acı haber almak istemiyoruz. Dışarıda bir sessizlik hakim. Elbette devletin insanlara baskısı ve züllümü var ama biz buna karşı daha da mücadelemizi sahiplenip büyütmeliyiz. Biz dışarıda her şeyi yapabiliriz. Teknoloji çağında yaşıyoruz ve bunun yanında alternatif çözümlerde geliştirebiliriz” dedi.
 
‘Zindanlardan cenazeler çıkmasın’
 
Nûarîn, son olarak cezaevlerinde artan hak ihlalleri ile beraber, salgının da günden güne yayıldığını ifade ederek, herkesin üstüne düşen görevleri yapması çağrısında bulundu. Nûarîn, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Cezaevlerinde büyük bir işkence var. Bizler arkadaşlarımızın yükünü hafifletmeliyiz. Herkese çağrımdır. Zindanlara ses olalım, zindanlardan cenazeler çıkmasın. Bizler dışarıda çeşitli eylemler yapabiliriz”
 
‘Yaşanan adaletsizlik sıkıyönetim durumunu aratmayacak şekilde’
 
Kürdistan tarihinde zindan direnişleri önemli bir yere sahip olduğunu belirten Deniz Deman, 1980 askeri darbesinden sonra zindan direnişlerinin tarihi bir olgu olarak kaldığını ifade etti.  Koşullar ve baskıların ağırlığı olduğunun ancak  ‘teslimiyet ihaneti, direniş özgürlüğü götürür’ ilkesiyle tutsakların özgürlüğe olan inançlarıyla bedenlerini direnişe dönüştürenlerin tarihi olduğunu kaydeden Deniz, “Bugün de yaşanan hakları ihlalleri, hukuksuzluklar, adaletsizlik sıkıyönetim dönemini aratmayacak düzeyde. AKP-MHP faşizmi insana ait olan her şeyi tutsak almaya, ruhsuz ve iradesiz bırakmak için dünyada örneğine rastlanmayacak düzeyde vahşi saldırılarını sürdürüyor. Kürdün Önderliğine tecridi, iradesine kayyımı, halka işkenceyi,  siyasetçisine cezaevini, kadına katliam ve tecavüzü,  çocuğa tacizi,  yoksul ve emekçiye açlığı dayatarak terbiye etmeye, onursuzlaştırmaya çalışıyor” diye konuştu.
 
‘Tutsaklar direnişin en zor olanıyla direniyorlar’                                                                     
 
Türkiye ve Kürdistan da muhalif ve hak arayışında olan herkesin tecrit altına alındığına işaret eden Deniz, yaşanan bu baskıların temel merkezinin cezaevleri olduğunu öte yandan Abdullah Öcalan üzerinde yıllardır süren ağır tecrit ve cezaevlerindeki insanlık onurunu ve yaşamını hiçe sayan insanlık dışı uygulamaların da artığını hatırlattı. Deniz, “Tutsaklar tecride ve hak ihlallerine karşı açlık grevine başladılar. Her türlü baskı ve zulümle karşı karşıya olan zindanlar bizim mücadeledeki yetersizliğimiz yüzünden bir kez daha direnişin en ağır ve en zor olanıyla direniyor” dedi.
 
‘Direnler kazanacak, kaybeden faşizm olacak’
 
Açlık grevlerinin son bulmasında en büyük etkenin dışarıda bulunanların vereceği tepki ile son bulacağını sözlerine ekleyen Deniz, zindanlardaki direnişe sessiz kalanların da devletin işlediği suça ortak olacağını kaydederek, “Diyarbakır zindanı insanlık onuruna yakışmayacak işkencelere karşı direnenler zaferi doruğa çıkardılar. Çok yakın tarihte yine açlık grevleri, ölüm oruçları, annelerin direnişi, toplumsal tepki tek adam yönetimine geri adım attırdı. Yıllar sonra avukatların İmralı’ya ziyaretlerin izin verilmesinin altındaki tek neden bu direniş ve mücadelenin büyüklüğüydü. Sarayın tetikçi medyası bunu her ne kadar görmezden gelse de Kürt halkının mücadelesi, Türkiye halkları,  barış ve demokrasi güçlerine geri adım attıramayacaklar. Direnler kazanacak,  kaybeden ise faşizm olacaktır” dedi.
 
‘Sanatçı toplumsallığı ve direnişi örgütlemeli’
 
“Milyonlarca insan Abdullah Öcalan’ı önderi olarak kabul ediyor” diyen Deniz,  bundan kaynaklı da tecrit edilenin sadece bir kişi olmadığını ve milyonlarca kişiyi etkilediğini söyledi. Abdullah Öcalan şahsında tecridin tüm topluma dayatıldığını ve yaşamın her alanında etkisini gösterdiğini belirten Deniz, “Ekonomik kriz, yoksullaşma, hak ihlalleri, eğitim sorunları, sağlık alanında yaşanan çöküş ve savaş politikaları Kürt halkına dayatılan çözümsüzlük ve tecrit politikalarıyla doğrudan alakalıdır. Bu süreçte Kürt halkının ve tüm toplum dinamiklerinin en can alıcı sorunu özgürlük sorunudur. Bundan kaynaklı sanatçı ve aydın toplumsallığı ve direnişi örgütlemeli. İçinden geçtiği tarihi süreçleri doğru okuyabilmeli ve halkının direniş mücadelesine ayak uydurmalı veya halkının devrim mücadelesine senkronize olmalıdır” diye ifade etti.
 
‘Kadınlar tecride karşı seslerini daha gür çıkarmalı’
 
Deniz,  son olarak yaşanan bu direniş karşısında herkesin sesini yükseltmesi gerektiği vurgulayarak şu çağrıda bulundu: “İçeride bu denli büyük direnen yoldaşlarımızın sesini, duymak istemeyen kulaklara bizim duyurmamız gerekiyor. Bunun için tepkimizin her zamankinden daha sesli, direnişimizin de daha büyük olması gerekiyor. Her süreçte eril aklın her türlü bakısına karşı mücadelenin en ön saflarında yer alan kadınlar, tecride karşı seslerini daha gür çıkarmalılar.”