2020 İmralı Raporu: Hukukun ortadan kaldırıldığı bir yıl

  • 13:02 13 Ocak 2021
  • Güncel
İSTANBUL - Asrın Hukuk Bürosu, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve İmralı’daki diğer müvekkillerinin 2020 yılında sadece iki defa dış dünya ile temas kurabildiklerini belirtti. Avukatlar, bir yılda yaptıkları 96 görüş başvurusunun hiçbirine izin verilmediğini, bunların 68’ine cevap verildiğini 28’inin de mahkeme kararı gerekçesiyle kabul edilmediğini açıkladı.
 
Asrın Hukuk Bürosu, “2020 İmralı Hak İhlalleri Raporu”nu yaptıkları basın toplantısında kamuoyuyla paylaştı. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlarının katıldığı basın toplantısında raporu Asrın Hukuk Bürosu adına İbrahim Bilmez okudu.
 
‘İmralı’da hukukun ortadan kaldırıldığı bir yıl oldu’
 
“2020 yılı, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan müvekkiller Sayın Abdullah Öcalan, Sayın Hamili Yıldırım, Sayın Veysi Aktaş ve Sayın Ömer Hayri Konar açısından avukat ile görüşme hakları, aile bireyleri ile görüşme hakları, telefon ile görüşme hakları ile mektup, faks ve her türlü iletişim aracılığı ile haberleşme hakları başta olmak üzere hukukun ortadan kaldırıldığı bir yıl olmuştur” denilen raporda, bu durumun bir veya birden fazla hakkın ihlalinden öte sistematik işkence anlamına gelen “mutlak tecridi” oluşturduğunun altı çizildi. Raporda, İmralı Cezaevi’nin pandemi koşullarına rağmen “işkence yasağı”nın en yoğun ve en derin ihlal edildiği alan olduğu, müvekkillerin maddi ve manevi bütünlüklerinin korunup korunmadığına yönelik şüphelerin her geçen gün daha da arttığı bir alan haline getirildiğine işaret edildi.
 
‘Adalet Bakanı görüşmelerin önünde engel yok açıklaması yaptı’
 
2019 yılında Abdullah Öcalan’ın sınırlı bir zaman dilimi de olsa avukat ve ailesi ile görüşme imkanı bulduğunun hatırlatıldığı raporda, “Görüşleri ve değerlendirmeleri kamuoyuna yansımıştı. Açlık grevleri düzeyine varan toplumsal baskı İmralı tecridinin sınırlı olarak kırılmasına vesile olmuştu. Bu süreçte Sayın Öcalan’ın aile ve avukatları ile görüşmesine engel olarak gösterilen mahkeme kararı itiraz üzerine kaldırıldığı gibi bizzat Adalet Bakanı’nın kendisi avukat ve aile görüşmeleri önünde bir engel olmadığını ifade etmişti. Yine 2020 yılında raporu açıklanan CPT ziyareti de bu dönemde gerçekleşmişti” denildi.
 
‘Abdullah Öcalan etkisini bir kez daha ortaya koydu’
 
2019 yılında gerçekleşen 5 avukat ve 3 aile görüşmesinde Abdullah Öcalan’ın, başta Kürt meselesinin çözümü olmak üzere Ortadoğu’nun demokratikleşmesi konusunda çözüm gücü ve etkisini bir kez daha ortaya koyduğunun altı çizilen raporda, “Bu durum, özellikle de son beş yılda bir çok felakete maruz kalan toplumun tüm kesimlerinde, Sayın Öcalan’ın ‘Yaşatma Siyaseti’ olarak tanımladığı anlayışın ve umudun büyümesine imkan sağlamıştı. Ancak 7 Ağustos 2019 tarihli avukat ve 11 Ağustos 2019 tarihli aile görüşmelerinden sonra 2019 yılında bir daha iletişim imkanı bulunmamıştır” ifadelerine yer verildi.  
 
‘2020 yılında olumlu bir gelişme yaşanmadı’
 
Raporda, 15 Şubat 2020 tarihinde İmralı tecrit sisteminin boyutlarına dikkat çekmek ve 2019 yılında yaşanan tahribatların bir daha yaşanmaması için insan hakları ve hukuk örgütleri, siyasetçiler ile birlikte yetkilileri sorumluğa, kamuoyunu da duyarlılığa çağırdığı anımsatılarak, 2019 yılında İmralı tecrit sistemini protesto etmek için dünyanın birçok yerinde üç bini aşkın insanın açlık grevlerine ve daha sonra da eylemlerini ölüm orucuna evriltiğine dikkat çekildi. Bu protestolarda 9 kişinin hayatına son verdiği ifade edilen raporda, şöyle denildi: “Ancak 2020 yılının devamında olumlu bir gelişme yaşanmadığı gibi 2020 sonuna geldiğimizde yeniden açlık grevleri başladı ve Sayın Leyla Güven de bir kez daha tutuklandı.
 
Uluslararası İmralı Heyeti’nin tespitleri önemli
 
Uluslararası İmralı Heyeti geçmiş yıllarda olduğu gibi 2020 yılında da İmralı Adası’nda Sayın Öcalan ile görüşme yapabilmek için Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulundu. Heyet aynı zamanda Asrın Hukuk Bürosunu da ziyaret edip İmralı Sisteminin niteliği ile ilgili önemli tespitlerini kamuoyu ile paylaştı. Saygın düşünce ve bilim insanları Melanie Gingel, Felix John Padel, Julie Ward, Savanah Taj ve Ögmundur Jónasson’dan oluşan heyetin 17 Şubat 2020 tarihinde kamuoyu ile paylaştıkları tespitleri oldukça önemli olmuştur. ‘İmralı hem bir baskı hem de demokrasi laboratuvarıdır. İmralı cezaevinde insan haklarının zerresinin olmaması ve tecrit bütün ülkedeki tutsakların koşullarını etkilemektedir. Aynı zamanda İmralı’nın Türkiye’nin her yerinde insan haklarının hayata geçirilmesinin laboratuvarı haline de gelmesi mümkündür. Ve sadece Türkiye’de de değil, çünkü Abdullah Öcalan’ın düşünceleri özellikle Orta Doğu’da ve genel olarak da dünyada çatışmaların çözümü için önem taşımaktadır.’
 
‘Aileler 2 defa temas kurabildi’
 
Raporun devamında 2020 yılındaki aile iletişimleri hakkında şu bilgiler paylaşıldı: “2020 yılında İmralı Cezaevi’nde bulunan müvekkillerimiz dış dünya ile sadece 3 Mart’ta aile ziyareti ve 27 Nisan’da da telefon görüşmesi olmak üzere 2 defa temas kurabilmişlerdir.  Bu görüşmeler de öncekiler gibi yine olağanüstü koşullarda kamuoyunun kaygıları ve yoğun baskısı sonucu gerçekleşti. 3 Mart 2020 tarihinde gerçekleşen aile görüşü 27 Şubat tarihinde İmralı Adası’nda bir yangın olduğu haberinin ortaya çıkmasından sonra; 27 Nisan tarihli telefon görüşmesi ise pandemi dolayısıyla İmralı Cezaevi’nde 21 yıl sonra ilk defa tanınan telefon hakkı kapsamında gerçekleşti. 20 dakika ile sınırlanan telefon görüşmesi İmralı’da tutulan müvekkillerimiz ile sağlanan son temas niteliğindedir. Bu görüşmede Sayın Öcalan İmralı’daki öngörülemez durumu ‘şuan iyiyim ilerde ne olacağını bilemem’ şeklinde ifade etmişti. Tüm kısıtlı koşullara rağmen Sayın Öcalan her iki görüşmede de toplumsal duyarlılığını ve öngörülerini imkan bulabildiği ölçüde ortaya koymuştur. Öngörülerinin ne kadar yerinde olduğu 2021 yılına girerken daha net ortaya çıkmaktadır.”
 
Abdullah Öcalan’ın mesajları
 
Raporda, Abdullah Öcalan’ın 3 Mart’ta aile görüşmesinde gönderdiği, “Türkiye şimdi iki ayaklı masa üzerindedir; üçüncü ayak olmazsa çöker. Üçüncü ayak da Kürtlerdir. Masa iki ayak üzerinde durmaz ancak üçüncü ayak olursa durabilir. Kürtler olmazsa ayakta kalmaz. Onlar da biliyorlar. Ama kendilerine göre Kürt yaratmaya çalışıyorlar. O da olmadı, olmaz”  mesajına ve 27 Nisan’da da yaptığı telefon görüşmesindeki şu değerlendirmesine yer verildi: “Kürdü Kürde kırdırmaya çalışıyorlar. Bu politikadan Kürtlerin hiçbir kazanımı olmayacağı gibi, Türkiye halkının da çıkarı yoktur. Hiçbir siyasi yapı da Kürtler arası savaşı büyütürsek güçleniriz bize de devlet verirler yanılgısı içerisine girmemeli. Doğru ve kazandıracak olan hem halkların birbirine karşı hem de kendi içlerinde birliğidir. Mesajım herkes için geçerlidir. Bugün hem Kürtlerin hem de Ortadoğu’nun yeni bir savaşa ve daha fazla akacak kana ihtiyacı yoktur. Barışa ve birliğe ihtiyacı vardır. En büyük mesajım da gerçek anlamıyla Birlik ve Barıştır.”
 
CPT raporu
 
Raporda, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) 6-17 Mayıs 2019 tarihleri arasında Türkiye cezaevleri ziyareti kapsamında İmralı Cezaevi’ne yapmış olduğu ziyaretin raporunu 5 Ağustos 2020 yılında açıkladığı da hatırlatıldı. CPT’nin bu ziyaretinde İmralı’daki sistemin ve tecridin kabul edilemez bir şekilde devam ettiğini net bir şekilde ortaya koyduğu belirtilerek, CPT raporundaki ilgili kısımlar şu şekilde paylaşıldı: “Sonuç olarak, tüm mahkumlar çoğu zaman hücrelerinde tecrit edilmiştir (hafta sonları günde 24 saat olmak üzere haftalık 168 saatten 159 saat). CPT'nin görüşüne göre, böyle bir durum kabul edilemez. 2016 ziyareti raporunda belirtildiği gibi, açık hava egzersizleri ve diğer organize etkinlikler sırasında mahkumların bir araya gelmesine ilişkin yukarıda belirtilen kısıtlamaların uygulanmasını haklı kılacak meşru bir güvenlik kaygısı olamaz. Komite, Türk makamlarını, İmralı Cezaevi'nde tutuklu olan tüm mahkumların günlük açık hava egzersizleri ve diğer hücre dışı etkinlikler sırasında birlikte olmalarına izin verilmesini sağlamak için daha fazla gecikmeden adımlar atmaya çağırmaktadır.
 
CPT, Türk makamlarını, 2013 ziyareti ile ilgili raporun 82 ila 84 üncü paragraflarında belirtilen ilkeler ışığında, Türk cezaevlerinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan mahkumlara uygulanan tutukluluk rejiminin tamamen revize edilmesini bir kez daha çağırmaktadır. Bu amaçla, ilgili mevzuat bu doğrultuda değiştirilmelidir.
 
CPT, Türk makamlarını İmralı Cezaevi'ndeki tüm mahkumların, istedikleri takdirde, yakınlarından ve avukatlarından etkili bir şekilde ziyaret alabilmelerini sağlamak için gerekli adımları atmaya çağırıyor. Bu amaçla, 'disiplin' nedenleriyle aile ziyaretlerini yasaklama uygulamasına son verilmelidir. Ayrıca Komite, Türk makamlarından İmralı Cezaevi'nde tutuklu bulunan tüm mahkumların aile üyeleri ve avukat ziyaretleri hakkında aylık olarak açıklama yapmalarını talep etmektedir.”
 
‘CPT raporu onaylandı’
 
Raporun devamında CPT’nin bu raporu üzerine 24 Ekim 2020 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Daimi Komitesi’nin de İzleme Komitesi’nin İmralı’daki tecridin kaldırılmasını öngören raporunu onayladığı kaydedildi.
 
Raporda yapılan aile, avukat ve vasi görüş başvurularına dair şu bilgilere yer verildi: “İmralı Cezaevi’nde avukat görüşmeleri en son 19 Nisan 2019 tarihli başvuruda resmi yasaklama kararı gerekçe gösterilerek engelleniyordu. Söz konusu gerekçe Bursa 1. İnfaz Hâkimliğinin 13.03.2019 tarihli engelleme kararıydı. Bu karar aynı zamanda İmralı Cezaevi’nde uygulanan avukat kısıtlaması açısından son karar niteliği de taşımaktaydı. 19 Nisan 2019’dan sonra gerçekleşen beş avukat görüşmesi dışında yapılan avukat görüş başvurularına herhangi bir cevap verilmedi.
 
Kopyala yapıştır yöntemiyle aile ve vasi başvuruları reddedildi
 
Aile ve vasi görüş başvurularına ise 2019 yılında periyodik olarak kopyala yapıştır yöntemiyle çeşitli tarihlerdeki 2019/1-2-3-4-5-6-7 sayılı disiplin kararları ile ret cevapları verilmekteydi. 2020 yılındaki ilk üç aile ve vasi görüş başvuruları da 2019 tarihli son disiplin karar gerekçesi ile engellendi. Aile ve vasi görüş başvurularına da 20.01.2020 tarihli başvurudan sonra herhangi cevap verilmediği gibi bu konuda bir karar da alınmadı.
 
Eylül 2020’de görüşme ve telefon hakkı için üç ayrı karar tesis edildi
 
CPT’nin yukarıda değindiğimiz raporundan sonra Eylül 2020’de aniden avukat, aile ve vasi ile görüşme hakkı ve telefon hakkı için üç ayrı karar tesis edildi.  7 Eylül tarihinde telefon ile görüşme hakkı 23 Eylül’de avukat 30 Eylül’de de aile ve vasi görüşmeleri ile ilgili kısıtlama kararları alındı. Böylelikle CPT raporuna karşı yasaklama kararları ile cevap verilmiş ve tecrit daha da derinleştirilmiştir.
 
6 ay kısıtlama kararı
 
2020 yılında İmralı Cezaevine yapılan avukat görüşme başvurularına 23 Eylül 2020 tarihine kadar hiçbir cevap verilmemiştir. Avukat görüş başvuruları 25 Eylül tarihinden sonra Bursa 2. İnfaz Hakimliği’nin 23.09.2020 tarihli 6 ay süre ile kısıtlama içeren karar gerekçesi ile engellenmiştir. Söz konusu karar; yukarıda da değindiğimiz 2019 ve öncesi Bursa İnfaz Hakimliği kısıtlama kararlarının tarih ve sayı numaraları değiştirilerek olduğu gibi kopyala-yapıştır şeklinde tesis edilmiştir.
 
2020 aile ve vasi görüş başvurularına hiçbir cevap verilmedi
 
Aile ve vasi görüş başvuruları açısından ise 2020 yılında, 20.01.2020 tarihine kadar ilk üç aile ve vasi görüşme başvurusu İmralı Cezaevi Disiplin Kurulu’nun 21.10.2019 tarihli kararı gerekçe gösterilerek engellendi. 25.01.2020 tarihli başvuru ile birlikte 04.12.2020 tarihine kadar başvurulara hiçbir cevap verilmedi. 04.12.2020 tarihinde İmralı Cezaevi Disiplin Kurulu’nun 30.09.2020 tarihli kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Bu kararın içeriği hakkında avukatlara henüz bir bilgi paylaşılmamıştır.
 
İki ayrı dava açıldı, dosya avukatlardan gizlendi
 
Üstelik bu dönemde 30.09.2020 tarihinden 04.12.2020 tarihine kadar düzenli aile ve vasi görüşme başvuruları yapıldığı ve gerekçesiz engellemeden kaynaklı iki ayrı dava açıldığı halde bu bilgi paylaşılmamıştır. Disiplin Kurulu kararı bilgisi ancak hukuki sürecin devam ettirilebilmesi için zorunlu olan sürenin bitiminden sonra paylaşılmıştır. Burada çok açık bir şekilde dosya avukatlardan gizlendiği gibi müvekkillerin etkili bir hukuk yoluna başvurmaları engellenmiştir.
 
96 avukat görüş başvurusuna izin verilmedi
 
2020 yılında yapılan 96 avukat görüş başvurusunun hiçbirine izin verilmemiştir. Bu başvuruların 68’ine cevap verilmemiş; 28 başvuru ise mahkeme kararı gerekçesiyle kabul edilmemiştir. 50 aile ve vasi görüş başvurusundan 40 başvuruya dönüş yapılmayıp 9 başvuru için disiplin kurulu kararı gerekçe gösterilmiştir. 1 aile başvurusu ise kabul edilmiştir.”
 
‘AYM ve AİHM tedbir başvurularını reddetti’
 
Raporun “İletişim Ve Haberleşme Hakkının Kullanılamaması” bölümünde de pandemiyle birlikte İmralı Cezaevi’ndeki müvekkillerle iletişim kurulmasının önemli bir hal aldığı ve avukatlar olarak müvekkiller ile yüz yüze görüşmenin yanı sıra telefon ile de iletişim sağlanması için yoğun başvurular yapıldığı belirtildi. Bu konuda AYM ve AİHM’e tedbir talepli başvurular yapıldığı, tedbir taleplerinin reddedildiği ancak esasa ilişkin başvurunun halen devam ettiği bilgisi paylaşıldı. Raporda, “27 Nisan 2020 tarihinde İmralı Ada Cezaevi’nde ilk defa telefon hakkı kullandırılmıştır. Müvekkillerimizin aileleri ile 20 dakika ile sınırlı olan görüşme İmralı Cezaevi tarihi açısından bir ilk olmuştur. Ancak o tarihten sonra hiçbir iletişim sağlanamamıştır” denildi.
 
Telefon görüş başvuruları
 
2020 yılında avukat ile 65, aile ile 39 defa telefon ile görüşme hakkı kapsamında başvuru yapıldığının dile getirildiği raporda, “Avukat görüş başvurularından 37 başvuruya cevap verilmemiş, 28 başvuru ise mahkeme kararı gerekçesiyle ret edilmiştir. Aile ile telefon ile görüşme hakkı kapsamında yapılan 34 başvuruya cevap verilmemiş, 4 başvuru da mahkeme kararı gerekçesiyle ret edilmiştir. 27 Nisan tarihinde de bahse konu tek telefon görüşmesi gerçekleşmiştir” ifadeleri kullanıldı.  
 
30 mektubun akıbeti bilinmiyor
 
2020 yılında mektup iletişimi için de yoğun çaba içerisinde olunduğu ancak ciddi sorunlar ile karşılandığı vurgulanarak, avukatlar tarafından gönderilen 30 mektubun akıbeti konusunda hiçbir bilgi bulunmadığının altı çizildi. Raporda, İmralı Cezaevi’nden dışarıya mektup çıkmasının ise “mutlak bilgi yokluğu” politikası kapsamında mümkün olmadığı belirtildi.
 
‘İmralı Cezaevi hukuksal bir kara delik’
 
Raporda devamla şu değerlendirmede bulunuldu: “İmralı Cezaevi tam anlamıyla hukuksal bir kara delik niteliği taşımaktadır. Belirli periyotlarla yeni uygulamalar geliştirilmekte ancak bunların hiçbiri gerçek anlamda hukuksal denetime tabi tutulmamaktadır. Sözgelimi bir dönem görüşmeleri engellemek için keyfi bir şekilde üretilen gemi arızası ve hava muhalefeti gerekçeleri yerini kopyala yapıştır şeklinde türetilen disiplin kurulu ve mahkeme kararlarına devretmiştir.
 
Dosyalara dair karar numaraları avukatlardan gizleniyor
 
Yerel mekanizmalarda genel olarak dosyaların içeriği avukatlardan kaçırılırken, son süreçte dosyalara dair karar numaraları ve tebligat tarihleri gibi temel bilgiler de avukatlardan gizlenmeye başlanmıştır. Öncesinde dosya içeriğine hakim olunmaksızın etkili başvurular yapılamayacağı beklentisiyle hareket edilirken gelinen aşamada konuya özgü başvuruların yapımının topyekun engellenmesi hedeflenmektedir. Fiziki olarak en üst raddede yürütülen mutlak tecridin sürekliliği devreye konan hukuksal tecrit ile sağlanmak istenmektedir.
 
Hukuka aykırı bir sistem
 
Sadece yerel merciler düzeyinde değil yüksek yargı ve denetim mekanizmaları düzeyinde de sürüncemede bırakma ya da hukuka aykırı bu sistemin denetim dışı bırakılması söz konusudur. Bu husus İmralı tecrit sisteminin hukuk dışı alan olarak uluslararası bir konsept dahilinde hayat bulduğu gerçeğini görünür kılmaktadır. AİHM birçok hak ihlalini tespit ettiği 12 Mayıs 2005 tarihli Büyük Daire kararında savunma hakkından mahrum olarak bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanmadığı tespitiyle Sayın Öcalan’ın ulusal mevzuat dahilinde yeniden yargılanmasını karar altına almıştır. Buna karşın ulusal mevzuatta mevcut olmayan ‘dosyanın açılması’ şeklinde bir prosedür işletilerek AİHM kararının gereklerinden imtina edilmiş, yeniden yargılama gerçekleştirilmemiştir. İlk niteliği taşıyan bu uygulama karar sahibi AİHM ve kararın uygulanmasından sorumlu Bakanlar Komitesi tarafından kabul görmüştür. Hukuka aykırılık konusunda sağlanan bu uzlaşı güncel olarak birçok dosyada AİHM kararlarının hiçleştirilmesi arayışlarına zemin oluşturmuştur. Keza 18 Mart 2014 yılında AİHM tarafından içtihatlarına uygun olarak ‘tahliye umudu olmaksızın ölünceye kadar cezaevinde tutulma’nın insan haklarına aykırı olduğu tespitinin gereklerine dair bir gelişme yaşanmamıştır. Ve bu durum Türk Ceza İnfaz Sistemi’nde sayıları binleri bulan yeni uygulamalar ortaya çıkmasına neden olmuştur
 
Düşünce ve ifade hürriyetinin ihlali tespit edildi
 
Anayasa Mahkemesi tarafından Sayın Öcalan’ın kaleme aldığı kitabın yasaklanmasına ilişkin yapılan başvuruda esastan yapılan incelemede düşünce ve ifade hürriyetinin ihlali tespiti yapılmıştır. AYM’nin 25 Haziran 2014 tarihli bu kararına rağmen yerel merciler tekraren yasak kararları alma yoluna gitmiştir. AYM kararlarının yerel merciler için bağlayıcı olduğu ilkesini hükümsüz kılan bu uygulamalar gelinen aşamada birçok benzer uygulamayı beraberinde getirmiştir. Bu örneklemeler Sayın Öcalan’a özgü sessizlikle karşılanan uygulamaların İmralı’yla sınırlı kalmadığını, zaman içerisinde bütün Türkiye hukuk sistemini menfi olarak kapsadığını göstermektedir.
 
AİHM 2011 başvurularının henüz sonuçlandırmadı
 
Ayrıca tespiti yapılan ihlal kararlarına rağmen bunların giderimi yoluna gidilmemesinin yanı sıra başka diğer dosyaların da sürüncemede bırakılması yetkilileri hukuka aykırı davranmak konusunda daha da cesaretlendirmektedir. Sözgelimi halihazırda tecrit ile ilgili 2011 tarihli başvurunun AİHM tarafından sonuçlandırılmamış olması, bu duruma açık bir örnektir. CPT’nin yukarıda izah ettiğimiz raporlarına rağmen avukat ve aile ile görüştürmeme politikası da 21 yıldır keyfi bir şekilde devam etmektedir.
 
AYM’de 39, AİHM’de 7 devam eden dosya bulunuyor
 
2020 yılında yerel mahkemelerde devam eden hukuksal süreçler haricinde İmralı Cezaevi’ndeki müvekkillerimizle ilgili AYM’ye 19, AİHM’e 1 başvuruda bulunulmuştur. 2020 sonu itibari ile AYM’de İmralı Cezaevi uygulamaları ile ilgili devam eden dosya sayısı 39, AİHM’de devam eden dosya sayısı da 7 olmuştur.  Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi önünde de 2014 yılında AİHM’in ağırlaştırılmış İnfaz rejiminin işkence niteliğinde olduğu yönündeki kararının gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle ilgili işlemlerin yapılması talebi devam etmektedir.”
 
Raporun “Sonuç” kısmında da şu tespitlere yer verildi:
 
“İmralı Ada Cezaevi, başka örneği olmayan uygulamalarıyla kendine özgü statüsünü devam ettirmektedir. İmralı tecrit ve işkence sistemi sadece Türk hukuk sistemi ile ilgili değil uluslararası hukuk sisteminin de hukuka aykırı uygulamaları ile şekillenmektedir. Avrupa Konseyi’ne sözleşmelerle bağlı olan Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin hukuksal mekanizmaları olan AİHM ve CPT kararlarını ve raporlarını yok sayması Avrupa Konseyi açısından da bir sorumluluk konusudur. Bu düzeyde tecrit ve işkence sisteminin inşa edilip geliştirilebilmesi ancak uluslararası kurumların onayı veya görmezden gelmesi ile mümkün olabilmektedir.
 
İmralı sistemi Kürt sorunun çözümsüzlük politikasının yansıması 
 
İmralı Sistemi hiç şüphesiz Kürt sorununun çözümü veya çözümsüzlüğü politikasının yansıması ile ilgilidir. Zira Ortadoğu’nun en yakıcı ve temel sorunlarından biri olarak Kürt sorununun demokratik zeminde çözülmesi, mevcut durumda savaş politikalarından çıkar sağlayan tüm güçleri rahatsız etmektedir. Sayın Öcalan yüzyıldır halkları birbirine kırdıran ulus-devlet gerilimine karşı demokratik ulus çözümünü inşa etmiş ve Kürt halkının komşu halklar ile birlikte, ortak coğrafyada yaşam projesi haline getirmiştir.
 
Sayın Öcalan çözüm ihtimalini ısrarla büyütmeye çalışıyor
 
Bu nedenle İmralı tecrit ve işkence sistemi Sayın Öcalan şahsında somutlaşan demokratik çözüm imkanının tecrit edilmesi anlamını taşımaktadır. Zira mutlak tecrit koşullarına rağmen Sayın Öcalan’ın söz konusu olan her fırsatta çözüm ihtimalini ısrarla büyütmeye çalıştığı yadsınamaz. Kendisiyle sağlanan her temas bu hususu defalarca teyit etmiştir.
 
Antidemokratik uygulamalar son bulmalı
 
2020 yılında yaşanan önemli bir gelişme de Uluslararası Öcalan’a Özgürlük İnsiyatifi tarafından 10 Ekim gününün ‘Küresel Öcalan’a Özgürlük Günü’ olarak kabul edilmesi olmuştur. Kürtler ve dostları dünyanın dört bir yanında Sayın Öcalan’a özgürlük talebini paylaşmıştır.
 
İmralı Tecrit Sisteminin aşılması için, şüphesiz öncelikle her insanın sahip olduğu evrensel temel hakların tanınması, aile ve avukat görüşmelerinin sağlanması ve tecrit ile doğrudan ilişkili olan antidemokratik uygulamaların sonlandırılması gerekmektedir. Ancak sürekli olarak kendini güncelleyip üreten bu sistemin gerçekten aşılması, Sayın Öcalan ve kendisi ile bütünleşmiş Kürt halkının, diğer halklar ve insanlar gibi hukuki olarak eşit ve özgür olması ile mümkündür. Asrın Hukuk Bürosu olarak da duyarlı tüm kesimleri demokratik hukuk ve adalet mücadelesine katkı sunmaya çağırıyoruz.”
 
‘Volta atmak’ örgütsel görüldü
 
İbrahim Bilmez, raporu açıkladıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gazetecilerin Abdullah Öcalan’a verilen disiplin cezasına “örgütsel volta atmak” şeklinde bir gerekçe gösterilmesi ve 6 aylık görüş yasağı verilmesine dönük sorusuna İbrahim, “Trajikomik bir durum. Hukuku ayaklar altına almaktır. Buna karşı gerekli yerlere başvuruları yaptık. Müvekkillerimiz zaten kısıtlı bir zaman diliminde bir araya geliyorlar. Bu sürede çeşitli aktiviteler yapıyorlar. Bunlardan birini beraber yürüyüp volta atarak geçiriyorlar. Buna ceza veriliyor. Bu cezalar Türkiye’yi uluslararası arenada düşürmekten başka bir şey değildir” dedi.
 
Toplantı, gazetecilerin sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.